geçenlerde bir gece kapıda kaldım. ev arkadaşlarım yoktu. kontörüm de olmayınca başımın çaresine bakmak durumunda kaldım.
saat 01.00 sularında fulyadaki evin olduğu bölgeden ayrıldım. halaskargazi caddesinden şişliye doğru yürümeye başladım. 7-eleven cafelerin 24 saat açık olduğunu biliyordum ve biraz oyalanır taksimde sabahı ederim diye düşündüm. güneş doğduktan sonrası zaten kolaydı.
osmanbey metronun oradaki 7-eleven’a geldim. saat 01.30 gibi bişeydi. daha erken diye biraz daha yürümek istedim. istedim lakin, travestileri görünce tırstım. hem güzeller, hem de çok kart sesliler. girdim oradaki cafeye. 45 dk kadar oturdum. arka masada da iki tane travesti konuşuyorlardı. kulak misafiri oldum. hayır, bildiğin dinledim.. modayı takip ediyorlardı valla. elbise falan konuşuyorlardı. vay anasını dedim..
sonra onlar gitti. ben de 15-20 dk daha oturdum. uyuklamaya başlamıştım ki dedim kalkıyım. hemen yakında bir çorbacı vardı. o da 24 saat açıkmış. sanki öğlen yemeği saati gibi de işlekti. en çok da taksi şoförleri vardı. orada da bir çorba içip yine 45 dk kadar oturdum. sonra oradan da çıktım.
afedersiniz, tuvaletim gelmişti. ama çorbacının gözle görülür bir yerinde yoktu. arkasındaki pavyona girmek işime gelmedi. 7-eleven a döndüm, sular kesik diye kapalı dediler. bir kaç restaurant daha gördüm 24 saat açık olan cinsten ama şişlide sular kesik diye hepsi tuvaleti kapatmıştı. bir taksici amca gördüm, ona sordum o kesin bilir diye. o da çağlayana git dedi. dedim gecenin o yarısı biraz çılgınca olmaz mı? evet olur dedi, istersen biz götürelim, istanbulda tuvalete taksiyle gittim dersin dedi. o an için gülsem de sonradan çok acıklı geldi bu bana nedense..
gitmedim tabi. taksime yürüdüm. taksime yakınlaşınca bir başka 7-eleven gördüm. ona girdim. önce tuvaleti sordum, açıktı. sonra bir ice tea aldım. bir saat kadar da orada oturdum. bu sefer biraz uyukladım ama dürtüp uyandırdılar. yoldan geçen manyak bir kadın para istedi. kadın manyak gibiydi çünkü paspal bir haldeydi. muhtemelen Türk değildi. muhtemelen diyorum çünkü hiç konuşmadı. hayat kadını da değildi göründüğü kadarıyla. içimi gıdıklayarak baktı sadece. vermedim para. biraz daha dolandı etrafta. ben de baktım uyuyacam, kalktım oradan. tam ben kalktım, nereden geldiyse 4-5 tane travesti gördü beni. başladılar laf atmaya. dedim yok olmaz falan ama pek dinlemediler. sonra başka birilerini gördüler de atlattım onları da. taksim’deki Anıt Büfe’ye girdim.
acıkmıştım, iki ıslak hamburger yedim. yarım saat de orada oturdum. alman iki adam geldi kahve içti. onlarla kısa bir muhabbetim oldu. bir konferansa gelmişler, gece 4′e kadar içmişler, şimdi de türk kahvesi içiyorlardı. orada otururken sabah ezanı okundu. çok şükür dedim, biraz sonra dışarı çıktım.
havada hafif bir mavilik oluşmuştu. istiklal caddesine girdim. pek sakindi. haftaiçi olduğu için normal karşılayarak yürüdüm biraz. birkaç resim çektim. bir tane çocuk geldi, kahvaltı parası istedi. “sokaklarda kalıyoruz abi, Allah rızası için..” dedi. güldüm tabi. sanki ben sıcak yatakta yattım da, sokakta kaldım diye para istiyo benden. bende olsa zaten ben sokakta kalmazdım.
tünel meydanında iki tane turist geldi yanıma. sultanahmet’e nasıl gideriz diye sordular. namaz vakti geçti dedim, anlamadı tabi. tam diyecektim şu aşşadan tramvaya bineceksiniz falan diye ki, dedim al sana atraksiyon.. tarif ettim yine, ben de o tarafa gidiyorum, beraber gidelim tramvaya kadar dedim. tamam dediler, yolda muhabbet ettik biraz.
çek cumhuriyetinden ilk kez gelen genç çiftimiz ayaklarının tozuyla taksime çıkmışlar. oradan da sultanahmete gidiyorlardı. türkiye - çek maçını hatırlattım :) o konuyu hiç açma dedi. biraz istanbulun güzeliklerinden bahsettim. yapmadan gitmeyin diye birkaç tavsiyede bulundum. galata kulesini gösterdim. tramvay durağına bıraktım.saat 05.30 olduğundan seferler başlamamıştı. onlar da teşekkür edip geri kalan yolu kendileri gidebileceklerini söylediler. iyi tatiller dileyip galata köprüsünde yürümeye başladım.
güneş daha doğmamıştı ama çamlıca tarafları kıpkızıl olmuştu. güneş doğmadan 10 sn önce ve 10 son sonra iki resim çektim. harika bir manzara yakaladım. hava da çok güzeldi ve onca yorgunluğa ve uykusuzluğa rağmen çok keyifliydim.
karaköy iskelesine gittim. ilk sefer 06.00 daydı. bindim vapura. her yeri yeni yıkanmıştı ve pırıl pırıldı. ilk kez o kadar erken saatte binmiştim. hemen güzel bir çay aldım. daha doğrusu ben çay aldım, çay zaten -her vapurda olduğu gibi- çok güzeldi :) boğazın, güneşin ve martıların tadını çıkararak kadıköye geldim.
sonra da 19F otobüsüne binerek kozyatağına geldim. bir börekçide kahvaltı yapıp işe gittim. öğlene kadar çalışabildim ama, öğleden sonra yemeğin de etkisiyle bir kaç kez uyukladığım oldu :) akşam da elifle buluştuk, saat 10 gibi düştüm yatağa..
başıma gelmeyenin kalmadığı şehr-i dersaadet-i stanbul’daki maceralarıma bir yenisi eklenmiş oldu. çok da fena değildi :)
sabah ezanına kadar yapacak bir şey bulabilirseniz kesinlikle tavsiye ediyorum. eğer yapacak bir şey yoksa da kesinlikle tavsiye etmiyorum.
yeni maceralarda görüşmek üzere…
ha unutmadan; çektiğim resimler haritadaki lokasyonlarıyla birlikte flickrda..
günlerdir gözüme uyku sokmayan, üzerinde düşündüğüm vakitte kıbrıs meselesine bile çözüm bulabileceğime inandığım kilit cümle. kendini ifade etmek ve bunu benim öğrenmem… hala çıkamadım işin içinden…
malumunuz, bir süredir iş arıyorum. şu anda bir şirkette çalışıyorum ama -her ne kadar acayip yoğun ve fazla çalışsam da- o staj icabı. 8 ağustosta son bulacak. ardından ise ağustos ayından itibaren ve öğrencilik hayatım devam ederken çalışabileceğim bir iş arıyorum.
bu devirde iş bulmak kolay olmadığından; değişik yöntemlere başvurmak, dikkat çekmek ve kendini pazarlamayı bilmek gerekiyor. ben de geçenlerde kahve içerken birşeyler düşündüm. ne içtiysem (dark mocha frappuccino) yaramış olmalı ki gerçekten kafam çalıştı. hemen kağıda not aldım. ki ben her zaman yanımda kağıt kalem taşımam, önceden hazırlanmış bir komplo olarak da nitelendirmedim değil. neyse yazdım çizdim derken güzel bir proje çıktı ortaya. hemen eve gelip bir sunum ve bir belge hazırladım.
tam da o sıralarda Arda Kutsal‘ın hazırlayıp sunduğu Webrazzi & TechCrunch MeetUp vardı. hem orada, hem de oraya gelmeden bir kaç kişiyle paylaşmak ve akıl almak istedim. çok da iyi etmişim sanırım, zira aldığım aklı hala aklım almadı…
çok sevdiğimiz, saydığımız fikir atölyesi abimiz Tunç Kılınç‘ı buldum etkinlikte. gittim derdimi anlattım. daha doğrusu anlatamadım. nasıl oldu ben de anlamadım. o denli gevelemişim ki lafı, adam, pardon Tunç Abi, bana bu başlıktaki cümleyi söyledi. tokat gibi yapıştı bana. hala etkisindeyim, elim ayağım titriyor walla..
ilk defa böyle bir cümle duydum. ilk defa biri bana kendimi ifade edemediğimi söyledi. ki ben tam tersi yönde olduğumu düşünürdüm. hatta öyleyim anasını satayım. ama Tunç Abi’ye anlatamadım. ben de farkettim anlatamadığımı. sonra olayı kafamda tekrar canlandırdım. bu cümleden bir ders çıkarmalıydım. madem ki beni doğru dürüst tanımayan ve cin fikirleri analiz etmeyi bilen birisi söyledi, ters giden bir şeyler var demektir.
o günden beri düşünüyorum. kendimi, kendimi ifade edişimi.. bazen dediğim dedik olup eleştirileri sallamayabiliyorum, bunun farkındayım. ama özellikle dostlarımın beni eleştirmesini isterim sıklıkla. ama hiç böyle bir şey duymamıştım. ailem de eleştirir, onlardan da duyduğumu hatırlamıyorum. sevgili ailem ve dostlarım, siz farkettiyseniz böyle bir şey lütfen bu yazıya yorum bırakın.
psikolog desteği aldığımı biliyorsunuz zaten. son terapide doktorum bana hayattaki amacımı sordu. anlattım, kağıda yaz dedi. şöyle ki:
1) hedefin ne?
- vizyon ve misyon
- ne kadar istiyorum?
- ne kadar gerçekçi?
2) kaynaklar
- sahip olunanlar
- ihtiyaç duyulanlar
3) yöntem
4) denetim
tüm bunları belirle, bir yere yaz dedi. ve en önemlisi, her bir yazdığım element için 5N1K yı sor kendine dedi. böylece hayattaki hedefini daha net belirler ve ona ulaşmak adına daha sistemli çalışırsın dedi.
işte bu soruları cevaplandırmaya çalışırken geldi aklıma bu yeni fikir. sonra ona çalıştım biraz. sonra da akıl isteyeyim dedim, gerisini biliyorsunuz.
yani psikologun dediğini Tunç Abi de söyledi. tabi psikologişi biliyordu, küt diye söylemedi :) demek ki biraz dayak yesem adam olucam. askere mi gitsem ne yapsam..
evet hala düşünüyorum. bence kendimi ifade edebiliyorum, ancak herkese değil. ikna edici olamayabiliyorum. ya da fazla sabit fikirliyim ki, beni tanımayan kişi anında kestirip atabiliyor. beni dinlemeyebiliyor. Tunç Abi yanlış anlamasın, o dinledi ama dinlemeyebilirdi. bu da bir gerçek işte.
o zaman ne yapıyoruz? kendimizi ifade edebildiğimizi kallem-i cihan’a gösteriyoruz. nasıl mı? bekleyin efenim.. “mücahit 2.0″ geliyor!!!
son zamanlarda keyifle dinlediğim bir şarkıyı paylaşacağım. elimde de taze blog yazıları da var ancak internete bağlanamadığımdan yayınlayamadım. çok yakında geliyorlar efendim.
şarkıya buyrun:
ikimiz için aynı bedende
bir ufak deli kalp diyecekler
kimi gün atacak
kimi gün batacak yapayalnız
sabah üstünü örtmediğimde
saçını sevip aşk dediğimde
geceler kopacak
yeniden doğacak gün apansız
seni öptüğüm ilk gece bahçede
yüreğim duruyor orda öylece
hadi git getir al uyanınca otur yanıma
denedim yetecek mi ki sabrımız
bitecek mi gönül deli kahrımız
hadi ben bi hata yapıp ayrıldım
aynını sen yapma
hadi çal giderken kapımı nefes aldığım süre seninim
kapadım bütün yollarımı
bebeğim gülüm serserinim
Doruk Fişek (başkan)
Shane Shields (sayman)
Hakan Uygun
Barış Özyurt
Volkan Evrin (genel sekreter)
Onur Küçük
Alper Oğuz
Yeni Yönetim Kurulu Yedek Üyeleri:
Nihad Karslı
Kerem Can Karakaş
Bahri Meriç Canlı
Selim Özkan
Uğur Tutar Mücahit Yılmaz
Levent Emmungil
Yeni Denetleme Kurulu:
Enver Altın
Volkan Uygun
Serdar Dalgıç
Yedek DK üyeleri ise sırasıyla
Nihat Ciddi
Ali Haydar Eroğlu
Alp Kaçar
gördüğünüz gibi derneğin yönetim kuruluna yedek üye oldum. yönetim kurulundan birileri istifa ederse yönetim kuruluna (sırasıyla) yedek üyeler girecek. tabi yönetim kurulu liste halinde girdiği için seçime biri istifa ederse tahminim hepsi eder. ama şöyle de bir durum var ki, bu yönetim kurulu dernekte uzun yıllar çeşitli görevler almış ve sevilen kişilerden oluşuyor. başta Doruk Fişek olmak üzere hepsinin elinden geleni yapacağına, derneği fetret devrinden çıkarıp tekrar güzel günlerine döndüreceğine inancımız sonsuz.
Doruk Fişek bir şart sundu aday olurken, en az iki gönüllü (sorumlu) bulunamayan çalışma yapılmayacak. en önemli işler olan şenlik, konferans, seminer gibi şeyler olsa bile. böylece yarım yarım işler yapmak yerine daha az iş yapıp tam yapmak yeni felsefe olacak. inanıyoruz ki bu da olumlu bir yöntem olacaktır.
ayrıca, sponsorlara verilen plaketlerden TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi adına olanı okulum adına LKD onursal başkanı Mustafa Akgül’den aldım. çok mutlu oldum.
Linux Kullanıcıları Derneği’ne yeni dönemde başarılar diliyor, bu yazıyı da geç yazdığım içni özür diliyorum :) (böyle de günah çıkartırım)
Linux Kullanıcıları Derneği’nin düzenlediği 2. Özgür YazılımKonferansı 20-21 Haziran 2008 tarihleri arasında TOBB ETÜ’de yapılacak. Yerel organizasyonunu yöneteceğim etkinliğin programı ise şurada.
Linux ve diğer özgür yazılımlar, son yıllarda bilişim dünyasındaki en önemli gelişmelere konu olmakla kalmamış, her sene giderek artan destekçileri, katkıcıları ve kullanıcılarıile ilgi görmeye ve gelişmeye devam etmiştir. Kişisel kullanımının yanında şirketlerin ve özellikle hükümetlerin dikkatini çekmiş, kalitesi, yaşam kalitesini yükseltmesi, yazılım geliştirme süreçlerini hızlandırarak maliyetleri düşürmesi ve güvenlik gibi birçok sebeple bu kurumlar özgür yazılımı seçmişlerdir. Ülkemizde de Linux ve Özgür Yazılımın tanınırlığı, bilinirliği ve bilgisayar teknolojilerindeki payı her sene giderek büyümektedir.
Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yazılım ve kamu başta olmaküzere birçok sektörde çok önemli projelerin düşük maliyetlerle, güvenilir ve etkin olarak gerçekleştirilmesini sağlayan özgür yazılımlar bilgisayar teknolojileriyle iç içe olan bütün kişi ve kuruluşlar için son derece önemli bir fırsat olarak göze çarpmaktadır.
Linux Kullanıcıları Derneği olarak sizleri hem ülkemizin hem de dünya genelinde bilginin paylaşarak çoğaldığı, beraber üretildiği, geliştirildiği bu dünyaya katkı vermeye çağırıyoruz.
Nargile & İstanbul temasını Qwilm! teması üzerinde yaptığım değişikliklerle hazırladım. Temanın indirilebilir versiyonunu isteyenler benimle iletişime geçebilir.
Firefox 2.0.0.x ile denedim, çok da güzel çalıştı. IE ile muhtemelen geçinemez, denemedim. Firefox haricinde tarayıcı kullanmak bana saçma geldiği için herhangi bir düzenleme de yapmadım, umrumda değil açıkçası. Siz de Firefox kullanın zaten..
Çözünürlük olarak da 1024*768 den büyük olmak üzere herhangi iki sayının çarpımında istediğim gibi görüntülenir. Sorun çıkarmaz (kime göre? neye göre?).
Bu sitede (web sayfasında, blogda, weblogda, güncede, günlükte, sahifede, her ne ise işte onda) yer alan tüm içerik bana aittir ve Creative Commons Attribution - Noncommercial 3.0 ( ) ile lisanslıdır. Bu lisans, kaynak göstermek kaydıyla içeriği istediğiniz gibi kullanabilmenizi sağlar. Tabi bir de lütfedip bana bir mail atarsanız, ya da yararlandığınız yazının pingback adresini kullanırsanız işime gelir. Sizden haberdar olurum. Hakkınızda kötü düşünmem.
Eğer bir motorsanız, yanlış anlamayın arama motoruysanız, sizi ilgilendiren şey şurada: sitemap.xml
rss feedlerini feedburner'a aktar
sayfalar menüsü koy
yan menüdeki eksikleri tamamla
bağlantıları güncelle
iletişim formunu oluştur
benzer yazılar şeysi koy
sitemap koy
arama şeysi koy
yorum, paylaş, trackback ve pingback, benzer yazılar tabları oluştur
eksik eklentileri kur
daha da vardır çıkar ortaya..